Kategoriler
12. SINIF 6. ÜNİTE: DENEME

DENEME

Bir insanın herhangi bir konuda içini dökmek, paylaşmak amaçlı kesin hükümlere varmadan samimi bir üslupla yazdığı yazılara deneme denir. Ele aldığı düşünceleri kanıtlamaya gerek duymayan deneme; “bence”, “Benim diyeceğim şudur.” gibi ifadeleri kullanan, kişisel duygu ve düşüncelere yer veren öğretici bir edebî türdür. Deneme serbest düşüncenin ifade alanıdır.

Başka bir deyişle deneme; yazarın gözlemlediği ya da yaşadığı olay, olgu, durum ve izlediği objelerle ya da herhangi bir kavramla ilgili izlenimlerinin herhangi bir plâna bağlı kalmayarak, deliller getirip kanıtlama yoluna gerek duymadan ve kesin hükümler vermeden, tamamen kişisel görüşüyle serbestçe yazıya döktüğü birkaç sayfayı geçmeyen kısa metinlerdir.

         Deneme yazarı, olay, olgu, durum ve eşyalarda sıradan insanların göremediği, farkına varamadığı, dikkat etmediği ayrıntıları, özellikleri, güzellikleri görebilen, hissedebilen, düşüncesiyle ve deneyimleriyle onları okuyuculara ilginç görülebilecek şekilde yazıya dökebilen insandır. Sıradan insanın “baktığı” şeyi deneme yazarı “görür”.

Deneme dilinde farklı alanlarla ilgili terimlere yer verilmez;  günlük konuşma dilinin düşünce diline dönüştürülmesi çabası hâkimdir. Denemede bilimsel yazılardaki kuruluk bulunmaz. Düşünce şiirsel, akıcı, samimî bir üslûpla sunulur. Deneme yazarı yazısını yazarken, bir anlamda kendi kendisiyle konuşur gibidir.

Denemede herhangi bir sistematik düşünceye bağımlılık zorunluluğu yoktur. Denemecinin yazısında ileri sürdüğü düşünce, herhangi bir felsefe ekolüyle ilintili olmayabilir.

Deneme yazılması en zor olan türlerdendir çünkü birçok türe çok yakındır. Deneme yazarken paylaşımcı ve samimi bir üslup kullanırken sohbete, düşünmemizi ortaya koyarken fıkraya, duygularımızı ortaya koyarken eleştiriye yaklaşma riski her zaman vardır.

Başlangıçta ayrı bir tür olarak değerlendirilmeyen deneme türü, zamanla kendi ölçü ve sınırlarını ortaya koymaya başlamış, bugünse kendine özgü bir tür olarak edebî türler arasındaki yerini almıştır. Denemelerde hayat, ölüm, aşk, sanat, felsefe, din, ahlâk, gelenek, siyaset gibi kişiyi veya toplumu ilgilendiren her konu ele alınabilir.

 Denemeyi ilk kez bir tür olarak ortaya koyan, Fransız yazar Montaigne’dir. Rönesans’la birlikte ortaya çıkan hümanizm, insan sevgisini temel alan ve insan düşüncesini donmuşluktan kurtarmayı amaçlayan bir anlayıştır. Bu anlayış Montaigne’in Denemeler adlı eserine de kaynaklık etmiştir.  Montaigne kitabının önsözünde özetle şöyle demektedir: “Eğer mümkün olsaydı karşınıza anadan doğma çıkardım. Bu kitapta size asla bir şey kanıtlama iddiam yoktur. Elimden geldiğince size beni anlattım. Bana hak vermenizi ya da yargılamanızı istemiyorum.” buradan da anlaşıldığına göre denemeler iddialı olmayan, ispat kaygısı taşımayan; temel anlamda insan doğallığına dayanan eserlerdir.

Montaigne’den başka yine Denemeler adlı eseri ile İngiliz yazar Francis Bacon bu türün önemli yazarlarındandır. Emerson, Andre Gide, Henry Miller, Albert Camus, T. S. Eliot bu türün dünya edebiyatında önde gelen temsilcilerindendir.

Deneme, Türk edebiyatında ise Tanzimat sonrasında özellikle de Servet-i Fünûn döneminde çıkarılan gazete ve dergilerde karşımıza çıkar.

Cenap Şahabettin’in “Evrak-ı Eyyam”, Ahmet Haşim’in “Bize Göre”, Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun “Alp Dağlarından”, Yahya Kemal Beyatlı’nın “Aziz İstanbul” gibi eserleri Cumhuriyet Dönemi öncesinde deneme türünün özelliklerini taşıyan eserlere örnek sayılabilir. Bu isimler Türk edebiyatının ilk düzyazı dilini oluşturma çabasındaki girişimlerin de öncüsü olmuşlardır.

Deneme, asıl gelişimini Cumhuriyet Dönemi’nde göstermiştir. Bu dönemde özellikle Nurullah Ataç, deneme yazarı için gereken bilgi ve becerilere sahiptir. O, daha çok edebiyatın ve şiirin sorunlarıyla ilgili denemeler yazmıştır.

            Eskiden denemeye verilen “muhasebe” ismi, onun konusu hakkında bir ipucu vermektedir. Çünkü denemeler toplumsal konulardan daha çok kişisel: konulara, soyut dünyalara ve iç hesaplaşmalara daha yakındır. Bu yönüyle fıkra türünden ayrılır. Fıkralar toplumsal konulara kişisel yaklaşımlar getirirken deneme iç dünyanın samimi itirafı gibidir.

Denemenin öğretici ve düşünsel yanı da vardır.

Türk edebiyatında deneme türünde pek çok ürün verilmiştir. Bu tür içine koyabileceğimiz ürünler, genellikle değişik zamanlarda çeşitli gazete ve dergilerde yayımlanmış yazıların bir araya getirilip kitaplaşmış şekilleridir. Bu eserlerde yer alan yazıların bir kısmı, inceleme, eleştiri yazısı olarak da görülebilir. Bunun yanında bir kitapta yer alan yazıların bir kısmı edebiyat, bir kısmı tarih, bir kısmı felsefe, bir kısmı başka konularda olabilmektedir. O bakımdan deneme türü için çok kesin sınıflandırma ve sınırlandırmalar yapılamamaktadır.

Türk edebiyatında ünlü deneme kitapları arasında ,

Ahmet Haşim’in Bize Göre (1928), Gurebahanei Laklakan (1928);

Ahmet Rasim’in pek çok yazısı;

Refik Halit Karay’ın Bir Avuç Saçma (1939), Bir İçim Su (1931), İlk Adım (1941), Üç Nesil Üç Hayat (1943), Makyajlı Kadın (1943), Tanrıya Şikâyet (1944);

Falih Rıfkı Atay’ın Eski Saat (1933), Niçin Kurtulmak (1953), Çile (1955), İnanç (1965), Pazar Konuşmaları (1966), Kurtuluş (1966), Bayrak (1970)

Nurullah Ataç’ın eserleri

Suut Kemal Yetkin ‘in Günlerin Götürdüğü,

Sabahattin Eyuboğlu’nun Mavi ve Kara,

Salâh Birsel’in Boğaziçi Şıngır Mıngır,

Melih Cevdet Anday’ın Dilimiz Üstüne Konuşmalar,

Nermi Uygur’un Dilin Gücü,

Vedat Günyol’un Çalakalem

Cemil Meriç’in Mağaradakiler,

Adalet Ağaoğlu’nun Başka Karşılaşmalar,

Nihad Sami Banarlı’nın Türkçe’nin Sırları,

Beşir Ayvazoğlu’nun Şehir Fotoğrafları gibi kitaplarını saymak mümkündür.

Türk edebiyatında deneme türü, genellikle şair, romancı ya da hikâyeci kimliği öne çıkan sanatçılar tarafından ortaya konan ürünlerden oluşmaktadır. Birinci derecedeki vasfı “denemeci” olan yazar sayısı oldukça azdır.

Nurullah Ataç (1898–1957),

Sabahattin Eyüboğlu (1908-1973),

Suut Kemal Yetkin (1903-1980),

Mehmet Kaplan (1915-1986),

Nurettin Topçu (1909-1975),

Salah Birsel (1919 ),

Vedat Günyol (1912 ),

Enis Batur (1952 ),

Cemil Meriç (19171987),

Mehmet Salihoğlu (1922 ),

Uğur Kökden (1934 ),

Nermi Uygur (1925 ) bunlardan birkaçıdır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir